|
2.2. Teşebbüsler arası anlaşmanın, uyumlu eylemin veya teşebbüs birlikleri kararlarının rekabeti kısıtlaması veya bozması
Teşebbüsler arası bir anlaşmanın, bir uyumlu eylemin veya teşebbüs birliklerinin bir kararının varlığı bir önceki bölümde incelenmiş bulunmaktadır. Ancak bu anlaşmanın, uyumlu eylemin ve kararın varlığının ötesinde, tespit edilmesi önem taşıyan husus, bu tür eylemlerin rekabeti kısıtlama ya da bozma etkisini gösterip göstermediği ve ayrıca bu tehditi oluşturup oluşturmadığının saptanmasıdır. Bu bağlamda; bir anlaşmanın ya da kararın amacı ve etkisinin saptanması ile azımsanacak ehemniyet olarak tanımlanan "de minimis" kuralı incelenmelidir.
Ancak rekabet ihlalinin ne olduğunun çok iyi irdelenmesi önemli bir meseledir. Rekabetin ihlal edilmiş olması için; öncelikle ihlalin hangi alanda olduğuna, ihlalin tarafların dışına taşıp taşmadığına ve rekabet kısıtlamasının hassas karakteristik özelliklerine dikkat edilmesi gerekmektedir.
İhlalin hangi alanda olduğu sorusuna aranan yanıtta önemli olan husus teşebbüsün mukim olduğu alan değildir. Önemli olan ihlalin etkilerinin Topluluk sınırları içerisinde gerçekleşmiş olmasıdır. Bu hususun açık anlamı Üye Ülke teşebbüslerinin Topluluk dışında rekabeti engellemelerinde bir sakınca görülmediğidir. Nitekim Komisyon ve ATAD'ın yetki alanları sadece Avrupa Birliği sınırları içerisindedir. Bu konuya ilişkin Komisyon'un iki Kararı mevcuttur: DECA (91) ve Grosfillex-Fillistorf Kararları. (92)
Öte yandan Topluluk sınırları dışında rekabeti kısıtlayan anlaşmaların ipso facto Topluluk makamlarının denetimine tabi olmayacağı anlamını da çıkartmak yanlıştır. Nitekim bu tip eylemlerin dolaylı etkilerinin Topluluk pazarında kendini gösterdiği andan itibaren Komisyon'un ilgi ve yetki alanına girmektedir.
Topluluk dışında yapılan bir anlaşma, uyumlu eylem ve karar ile Topluluk içerisinde rekabetin ihlal edildiği durumlarda ise Topluluk makamlarının müdahale etme yetkisi mevcuttur. Bu temel prensibe Yüce Divan'ın Béguelin Kararı'ında rastlanmaktadır: "Bir üçüncü ülkede yerleşik kuruluşlar arasındaki rekabeti kısıtlayıcı anlaşmalar, etkilerini Ortak Pazar'da göstermeleri durumunda 85. madde kapsamına girerler". (93)
İhlalin tarafların dışına taşması ise Komisyon'un ihlali değerlendirmesinde etkili bir faktör değildir. Zira Topluluk'taki yetkili kurumlar, rekabet kısıtlamasının anlaşmaya, karara ve uyumlu eyleme taraf teşebbüsler üzerindeki etkileri (iç rekabet) ve doğrudan veya dolaylı olarak ilgili pazara girişleri engellenen üçüncü taraflar üzerindeki etkileri (dış rekabet) arasında ayırım gözetmemektelerdir.
ATAD, Grundig k. Consten davasında konuyla ilgili yorumunda "85 (1) maddedeki rekabet kavramı sadece anlaşmaya veya uyumlu eyleme taraf teşebbüsler arasındaki rekabeti değil tarafların her birinin diğer taraflar ile arasındaki rekabeti de kapsar" (94) hükmüne varmıştır.
Rekabet ihlalinin tespitinde rekabet kısıtlamasının hassas karakterik özelliklerine bakılma meselesinde ise; bugün için artık tartışmasız olan bir temel ilkeden hareket edilerek karar verilmektedir: Bir ihlalin Kurucu Antlaşma'da belirtilen rekabet kuralları kapsamında değerlendirilebilmesi için, pazar şartları da göz önünde bulundurulduğunda ihlalin rekabeti ciddi şekilde kısıtlayacak etkiye sahip olması gerekmektedir.
2.2.1. Bir anlaşmanın uyumlu eylemin ya da kararın amacı ve etkisi
Roma Antlaşması'nın 85. maddesi, teşebbüsler arası anlaşmaların, uyumlu eylemlerin ya da teşebbüs birlikleri kararlarının rekabeti kısıtlamak ve bozmak amacını taşımaması ve rekabet piyasalarında bu anlamda bir etki göstermemesi durumunda uygulanmamaktadır. Bu temel ilke öncelikle ATAD tarafından dikey anlaşmalar bakımından yorumlanmıştır. Konuya ilişkin Consten & Grundig ile Komisyon arasındaki dava (95) ATAD'ın ilk yorum-kararıdır.
Grundig, Consten'e Fransa'da elektronik ürünlerinin dağıtımı için inhisari dağıtım hakkı vermişti. Anlaşmaya göre, Consten asgari bir miktarda ürün almak, reklam, satış sonrası hizmet vermekle ve de rakip firmaların ürünlerini satmamakla yükümlüydü. Grundig'in diğer ülkelerdeki dağıtıcılarına ön koştuğu gibi Consten de anlaşma bölgesi dışında satış yapma hakkına sahip değildi, ancak Grundig, Consten'e ticari markası olan GINT'i vererek dağıtım anlaşması olmayan yeniden satıcılara karşı kullanmasına izin verdi.
1961'de UNEF adında bir teşebbüs Grundig mallarını Almanya'daki yetkili satıcılardan aldı ve bu malları Fransa'da Consten'den daha düşük fiyatlarda satışa sundu. Consten, dağıtım hakkı anlaşmasına dayanarak, kendi satış bölgesinde rekabet yaratan UNEF şirketinin kendi markasına tecavüz yarattığını öne sürdü. UNEF ise Grundig ile Consten arasındaki dağıtım anlaşmasının 85. maddeye aykırı olduğunu iddia etti.
Grundig ve Consten, Komisyon'un sadece Grundig ürünlerinin dağıtımını ele aldığı için rekabet kavramını yanlış değerlendirdiğini asıl olanın farklı markalar arasındaki rekabet olduğunu, sözkonusu dağıtım anlaşmasının farklı markalar arası rekabete etkisinin araştırılması gerektiğini ve bu anlaşmanın Rekabeti engellemek bir yana, markalar arası rekabeti arttırdığın ileri sürdü.
Komisyon ise; üreticiler arası rekabetin aynı markanın dağıtıcıları arasındaki rekabetten daha dikkat çeker olmasına rağmen, dağıtıcılar arası rekabeti kısıtlayan bir anlaşmanın da Madde 85 (1)' in kapsamına gireceğini belirtti.
Nitekim Yüce Divan'a göre de ; dağıtım maliyeti ürünün toplam maliyetini etkilemektedir. Bu bağlamda bayiler arası rekabetin de teşvik edilmesi önemlidir. Söz konusu anlaşmanın Fransız pazarında çok iyi tanınan bir marka olan Grundig ürünlerini bu piyasada yaygınlığını azaltacağı ve suni olarak Topluluk içinde milli pazarları muhafaza etmeye yönelik sonuçlar doğuracağı için Ortak Pazar'da rekabeti bozmaya yönelik olduğunu belirtmiştir.
Adalet Divanı'na göre, dağıtım anlaşmasının Kurucu Antlaşma'nın 85 (1) maddesini ihlal ettiğini belirten Komisyon'un kararı doğrudur. Ayrıca ATAD, nihai kararında, anlaşmanın farklı markalarda benzer ürünlerin rekabeti üzerindeki etkilerinin incelenmemiş olmasının Komisyon kararında bir eksiklik oluşturmaz görüşüne yer vermiştir.
ATAD'ın konuya ilişkin bu yorum-kararına binaen, Komisyon uzun yıllar dikey anlaşmaların rekabeti engelleyici ya da kısıtlayıcı özelliği üzerinde durmuştur. Ancak Tek Pazar'ın oluşması sürecine girilmesi ile Komisyon, yatay anlaşmaları daha dikkatle izlemeye başlamıştır. Nitekim yatay anlaşmalar ile Ortak Pazar'ın satış ve dağıtm bölgeleri halinde bölünerek rekabetin sınırlandırılması sözkonusu olabilmektedir.
Öte yandan ATAD ve Komisyon'un anlaşma, uyumlu eylem ve kararlarda amaç ve etki göstergelerinin farklılığını açık olarak ayırıcı bir anlayış içerisinde olduğunu ileri sürmek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Ancak buna karşılık Yüce Divan, Société Technique Minière vakasında "sözleşmenin öncelikle amacına bakılması ve bu sözleşmenin ayrıca etkilerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir" (96) şeklinde bir yorum getirmiştir.
Ancak ATAD'ın genel yaklaşımı, anlaşmaların, uyumlu eylemlerin ve kararların dikey yapılanmalardaki ihracat kısıtlaması halinin (bölgesel paylaşım) mevcudiyeti karşısında Kurucu Antlaşma'nın 85 (1) maddesinin uygulanması ve yatay anlaşmalara ilişkin rekabeti engelleyici ya da kısıtlayıcı hallerde ise fiyat belirleme kriterinin 85 (1) uygulaması için yeterli neden olduğu yönündedir.
|