|
3.2.1.1. Tek Elden Dağıtım anlaşmaları
Tek elden dağıtım anlaşmalarının genel amacı, dağıtım kanallarının rasyonelleşmesinin, daha yoğun pazarlama faaliyetlerine girişilebilmesinin ve tedariğin devamlılığının sağlanması ve markalar arası rekabetin arttırılmasıdır. Zira, tek elden dağıtım anlaşmaları, bir tek elden dağıtıcıya, anlaşmada belirlenen bölgede, anlaşmaya konu malların tek dağıtıcısı olma yetkisini vermektedir. Böylece bir tek elden dağıtıcı, kendisine tahsis edilen bölge içerisinde sağlayıcının anlaşma konusu malları sadece kendisine sağlayacağı ve kendisine rakip yaratmayacağı garantisine sahip olmaktadır. Sözkonusu bölge, sağlayıcının ürettiği malların dağıtım ve pazarlama özelliklerine göre küçük bir yerleşim merkezi olabilmekle birlikte, bir ülke sınırını kapsayacak genişlikte de olabilmektedir. Ancak "her ne kadar sağlayıcı bölge tahsisi yaparken malların pazarlama özelliklerini dikkate alsa da tek elden dağıtım anlaşmalarında sağlayıcılar pazarlama yöntemlerinin seçiminde, tek elden satın alma ve franşiz anlaşmalarına göre daha etkisizlerdir". (212)
Bilindiği üzere, Üye Ülkeler arasındaki ticaretin teşebbüsler arasındaki anlaşmalar, uyumlu eylemler veya teşebbüs birliklerinin kararları ile kısıtlanması ya da engellenmesi durumunda, konunun Kurucu Antlaşma'nın 85 (1) maddesi kapsamında işlem görmesi gerekmektedir. ATAD'a göre Üye Devletler arasındaki ticaretin etkilenmesi "Üye ülkeler arasındaki olağan ticari ilişkilerin üzerinde mevcut ya da olası, doğrudan ya da dolaylı bir biçimde etki yaratan veya yaratacak anlaşmaların ekonomik ve rasyonel gerekçeler ile tehdit oluşturacak şekilde rekabetin kısıtlanması ya da bozulması" (213) durumudur. Dolayısıyla, Topluluk'ta Üye Ülkeler arasındaki ticareti etkileyen tek elden dağıtım anlaşmalarının çoğu da içerdikleri rekabeti kısıtlayıcı hükümler marifetiyle 85 (1) madde kapsamına girmektelerdir.
Consten & Grundig k. Komisyon vakası (214) ATAD tarafından dikey anlaşmaların da 85 (1) maddenin kapsamına girebileceğine dair hüküm verilen ilk vakadır.
Bu vakada Alman televizyon, radyo ve diğer elektrikli cihazlar üreticisi Grundig firması, Consten'e Fransa'da elektronik ürünlerinin dağıtımı için tek elden dağıtım hakkı vermiştir. Anlaşmaya göre, Consten asgari bir miktarda ürün almak, reklam, satış sonrası hizmet vermek ve de rakip firmaların ürünlerini satmamakla yükümlüydü. Grundig'in Almanya'da ve diğer Üye Ülke'lerde faaliyet gösteren dağıtıcılarına şart koştuğu gibi Consten de anlaşma bölgesi olan Fransa dışında doğrudan veya dolaylı satış yapma hakkına sahip değildir. Bununla birlikte, taraflar arasında gerçekleştirilen bir diğer düzenlemeyle de Grundig, kendi ticari markası olan GINT'in inhisari kullanım haklarını Consten'e vermekteydi. Bu arada, UNEF adında bir teşebbüs Grundig mallarını Almanya'daki yetkili satıcılardan aldı ve bu malları Fransa'da Consten'den daha düşük fiyatlarla satışa sundu. Consten, tek elden dağıtım anlaşmasına dayanarak, kendi satış bölgesinde paralel ithalat yoluyla rekabet yaratan UNEF'in kendi markasına tecavüz yarattığını öne sürdü. UNEF ise, Grundig ile Consten arasındaki dağıtım anlaşmasının icrasının, anlaşmanın 85 (1) madde kapsamına girdiği gerekçesiyle mümkün olmadığını iddia etti. Komisyon da bu iddiayı dikkate aldı ve mevcut anlaşma şartlarına göre Consten'in Grundig ürünlerinin Fransa'daki tek dağıtıcısı olduğunu ve tek rakibinin Grundig dışındaki ürünlerin dağıtımını yapan dağıtıcılar olduğunu ve Grundig markası içerisinde Fransa'da rekabetin olmadığını ve Consten'in bu pazarda tekel durumuna geldiğini belirterek anlaşmanın 85 (1) maddeye aykırı olduğu ve icrasının mümkün olmadığı kararına vardı. Bunun üzerine Adalet Divanı'na intikal eden vaka, Yüce Divan'ın da Komisyon'un kararı doğrultusunda bir hükme varmasıyla sonuçlandı.
Grundig ve Consten teşebbüsleri, ATAD nezdindeki savunmalarında, Komisyon'un sadece Grundig ürünlerinin dağıtımını ele aldığı için rekabet kavramını yanlış değerlendirdiğini, asıl olanın farklı markalar arasındaki rekabet olduğunu, sözkonusu dağıtım anlaşmasının farklı markalar arası rekabete etkisinin araştırılması gerektiğini ve bu anlaşmanın rekabeti engellemek bir yana, markalar arası rekabeti arttırdığını ileri sürmüşlerdir. Bunun üzerine Komisyon ise, üreticiler arası rekabetin aynı markanın dağıtıcıları arasındaki rekabetten daha dikkat çeker olmasına rağmen, dağıtıcılar arası rekabeti kısıtlayan bir anlaşmanın da Kurucu Antlaşma'nın 85 (1) maddesi kapsamına gireceğini belirtmiştir.
ATAD nihai kararında, anlaşmanın farklı markalarda benzer ürünlerin rekabeti üzerindeki etkilerinin incelenmemiş olmasının Komisyon kararında bir eksiklik oluşturmadığı görüşüne yer vermiştir. Ancak Adalet Divanı Komisyon Kararı'na kısmen katılmaktaydı ve anlaşmanın sadece Consten'e tam bölgesel koruma sağlayan hükümlerinin 85 (1) maddeye aykırı olduğunu belirtmekteydi. Adalet Divanı'nın mahkum ettiği bir diğer uygulama da taraflar arasındaki marka kullanımına yönelik düzenlemenin paralel ithalatın önüne geçmek maksadıyla kullanılmış olmasıdır.
Sonuç olarak anlaşma, Fransa pazarında çok iyi tanınan bir marka olan Grundig ürünlerinin Fransa piyasasındaki yaygınlığını azaltacağı ve suni olarak Topluluk içinde milli pazarları muhafaza etmeyi yönelik sonuçlar doğuracağı için Ortak Pazar'da rekabeti bozmaya yönelik olarak değerlendirilmiştir.
ATAD'ın Constens & Grundig k. Komisyon vakasına ilişkin kararı üzerine Komisyon uzun yıllar dikeydeki anlaşmaların rekabeti engelleyici ya da kısıtlayıcı özelliği üzerinde durmuştur.
ATAD'ın 1966 yılında almış olduğu bu karardan kısa bir süre sonra ise yine bu kararla bağlantılı olarak, paralel ihracat veya paralel ithalata kısıtlamalar getirmemek kaydıyla bir teşebbüse belirli bir bölgedeki tek dağıtıcı olma statüsü veren anlaşmaların 85 (1) maddeye aykırı olup olmadığı sorusu gündeme gelmiştir. Bu sorunun cevabı ise aynı yıl ATAD'a intikal eden Société Technique Minière vakasında aranmıştır. Yüce Divan, Société Technique Minière vakasında "tam bölgesel koruma veya ithalat ve ihracat yasağı öngörmeyen tek elden dağıtım anlaşmalarının 85 (1) madde kapsamına girip girmediklerine sözleşmenin öncelikle amacına bakılması, anlaşma hükümlerinin dağıtıcıyı korumaya yönelik hükümlerinin incelenmesi ve ayrıca sözleşmenin etkilerinin de göz önünde bulundurulması sonucunda karar verilir" (215) şeklinde bir yorum getirmiştir.
Ancak ATAD'ın genel yaklaşımına bakıldığında görülmektedir ki, dikey yapılanmalardaki anlaşmalarda ihracat kısıtlamalarının ve tam bölgesel korumaların mevcudiyeti Kurucu Antlaşma'nın 85 (1) maddesinin uygulanması için yeterli olmaktadır.
3.2.1.1.1. Tek Elden Dağıtım anlaşmaları grup muafiyeti
Topluluk'ta grup muafiyetlerine neden ihtiyaç duyulduğu Bölüm 3.2'de incelendi. Tek elden dağıtım anlaşmalarına ilişkin bir grup muafiyetine ihtiyaç duyulmasına ise Consten & Grundig vakasından sonra aynı yapıdaki bir çok dağıtım anlaşmasının Komisyon'a bildirilmesi gerekliliğinin doğması yol açmıştır. Bu vakadan sonra bir çok münhasır özellikteki dağıtım anlaşması muafiyet almak amacıyla Komisyon'un değerlendirmesine sunulmuştur ve daha sonra bu anlaşmaların çoğuna 85 (3) madde uyarınca muafiyet tanınmıştır. Bu bildirim yükünden kurtulmak amacıyla Komisyon ilk blok muafiyet tüzüğü olan 67/67 (216) Sayılı Tüzüğü yayımlamıştır. Dolayısıyla, dağıtım anlaşmaları, tüzüğün içerdiği grup muafiyeti gerekliliklerini yerine getirdikleri takdirde 85 (1) kapsamında değerlendirilmemekte, yani yasal ve uygulanabilir kabul edilmekteydiler. Başka bir deyişle tüzükte belirtilen şartlara uygun olan her tek elden dağıtım anlaşması kendiliğinden muafiyet kapsamına girmekteydi. Hydrotherm k. Andreoli vakası (217) 67/67 Sayılı Tüzük'ün kapsamına ilişkin önemli vakalardan biridir.
Onbeş yıl yürürlükte kalan ve hem tek elden dağıtım hem de tek elden satın alma anlaşmalarının grup muafiyetlerinden faydalanmalarına ilişkin şartları içeren 67/67 Sayılı Tüzük'ün yerini ise halen yürürlükte olan 1983/83 Sayılı Tek Elden Dağıtım Anlaşmalarına ilişkin Tüzük ve 1984/83 Sayılı Tek Elden Satın Alma Anlaşmalarına ilişkin Tüzük almıştır. Her iki tüzüğün içeriği ise Avrupa Parlamentosu tarafından eleştirilere maruz kalmıştır.
Parlamento yayımladığı bir ilke kararıyla "Komisyon'un yükünü hafifletme amacını taşıyan bu tüzüklerin net ve anlaşılır ifadeler içermediği ve Komisyon'un yükünü hafifletmek bir yana mevcut yükünü arttıracağı eleştirisini getirmiştir". (218) Ancak fiili uygulamalar Parlamento'nun 1983/83 Sayılı tüzüğün içeriği hakkındaki eleştirilerini haklı çıkarmamıştır. Buna rağmen Komisyon, Tüzük'ün içeriği ve uygulama kapsamı üzerine detaylı açıklamalar getiren bir duyuru (219) yayımlamıştır.
1983/83 Sayılı Tüzüğün amacı tek elden dağıtım anlaşmalarının Kurucu Antlaşma'nın 85 (1) maddesi hükümlerinin uygulanmasından grup olarak muaf tutulmasının koşullarını belirlemektir.
Buna göre yalnız iki teşebbüsün taraf olduğu, bir tarafın belirli malları belirlenmiş bir bölgede veya Ortak Pazar'ın tümünde yeniden satması amacıyla yalnızca diğer tarafa sağlamayı ve anlaşmayla belirlenen malları anlaşmada belirtilen bölge içerisinde yeniden satış amacıyla üçüncü şahıslara sağlamamayı kabul ettiği anlaşmalar, tek elden dağıtım grup muafiyeti kapsamına girerler. Her ne kadar 1983/83 Sayılı Tüzük'te yeralan bu temel şartlar çerçevesinde yapılan anlaşmaların tek elden dağıtım grup muafiyeti kapsamında değerlendirileceği düşünülse de, fiili uygulamalarda karşılaşılan hatalı yorumlar Komisyon'un 'mallar', 'yeniden satış' ve 'sadece iki teşebbüsün taraf olması gerekliliği' üzerine bazı resmi açıklamalar yapması gerekliliğini doğurmuştur.
Komisyon'un yapmış olduğu yeniden satış tanımı, satın alanın aldığı malları yeni bir ürünün üretimi aşamasında kullandığı veya başka bir ürün imalatında ara girdi olarak kullandığı durumları kapsamamaktadır. Ancak bu konudaki en büyük belirsizlik satın alınan malların küçük işlemler sonucunda değişime uğradığı durumlarda yaşanmaktadır. Komisyon'un açıklamasına göre, yeniden satıcının, malların kalitesini arttırıcı, kalıcılığını sağlayıcı, görüntüsünü iyileştirici işlemler uyguladıktan sonra satışa sunduğu mallarla, bu işlemleri uygulamadan önce kendisine arz edilen malların aynı olup olmadığına, yapılan işlemin mal bedeli içerisindeki ağırlığı dikkate alınarak karar verildiği ve yapılan ek işlemin mal bedeli üzerinde dikkate alınmayacak kadar küçük bir katma değer yaratması malın ticari kimliğini kaybetmesine yol açmadığı yönündedir. Bu durumda, özellikle gıdaların sterilizasyona tabi tutulması, renklendirici ve tatlandırıcı eklenmesi gibi ek işlemler malların yeniden satış amacıyla sağlanmış olarak değerlendirilmesini etkilememektedir. Komisyon, bu genel tanımlamaya rağmen gerektiğinde ürün bazında ve uygulanan işleme göre inceleme yapma yetkisinin olduğunu da belirtmektedir.
Yeniden satış kavramı toptan ve perakende satışları kapsadığı gibi malların yeniden ambalajlandığı ve koli içerisinde satılan malların daha küçük miktarlarda veya tek parça olarak paketlenerek satışa sunulduğu durumlar da yeniden satış olarak değerlendirilmektedir.
Komisyon benzer bir açıklamayı da hizmet sağlamaya yönelik mal satışları konusunda yapmıştır. 1983/83 Sayılı Tüzüğün hizmetleri kapsamadığı gerçeğinden yola çıkan Komisyon, yeniden satıcılar tarafından malların satışı anında veya sonrasında verilen hizmetlerin bedellerinin mal bedelini aşması durumlarında yeniden satıcının sağlayıcıyla yapmış olduğu tek elden dağıtım anlaşmasının Tüzük kapsamı dışına çıkacağını ve böyle durumlarda bireysel muafiyet aranmasının daha doğru olduğunu belirtmektedir. Komisyon, bu tür anlaşmaların malların yeniden satış amacıyla sağlanmasına yönelik olmadığını ancak hizmet sunuşunda kullanılacak malların tedariğine ilişkin olduğunu belirtmektedir.
Komisyon'un bir diğer yorumu ise finansal kiralama veya kiralama yoluyla yapılan işlemlerin Tüzük kapsamında yeniden satış olarak değerlendirilmesi üzerinedir. Komisyon'un görüşüne göre, malların tüketicilere finansal kiralama sözleşmeleriyle arz edildiği durumların yeniden satış olarak değerlendirilebilmesi için, satıcıyla dağıtıcı arasındaki anlaşmanın Tüzük'te belirtilen şartlara uygun olması gerekmektedir.
Ayrıca Tüzük, tek elden dağıtım anlaşmalarına sadece iki teşebbüsün taraf olabileceğini belirtmektedir. Burada teşebbüs kavramı Topluluk Rekabet Hukuku'nun teşebbüs tanımından farklı değildir, yani, iktisadi bütünlük arzeden birden fazla teşebbüs tek bir teşebbüs olarak değerlendirilmektedir. Ancak tek elden dağıtım anlaşmaları bazen bağımsız teşebbüsleri de anlaşma kapsamına alabilmektedir. Böyle bir durum sağlayıcının malların dağıtımını kendisine bağlı veya tamamen bağımsız bir teşebbüse yaptırdığı durumlarda gerçekleşebilir. Böylece, yeniden satıcı anlaşma konusu malları sağlayıcının belirlediği dağıtıcıdan tedarik etmek durumundadır. Böyle bir durum bir sonraki bölümde incelenecek olan tek elden satın alma anlaşmalarına ilişkin 1984/83 Sayılı Tüzük'te açıkça belirtilmekle birlikte; Komisyon, tek elden dağıtım anlaşmalarına ilişkin Tüzük'ü de bu doğrultuda yorumlamaktadır.
|