Prof.Dr. Arif ESİN

4.1.1. Pazar payları

Pazarın veya piyasanın tanımı pazar paylarının tespitinde başlangıç noktasını oluşturmaktadır. İktisat teorisinin açıkça olarak tanımladığı bu kavram hukukta değişik yorumlara neden olmaktadır. Topluluk Üyesi Fransa'da pazar tanımı üzerine ilginç bir vakadan söz etmek mümkündür. Pazar tanımına ilişkin yorumlar ve tartışmalar sonucunda Paris İstinaf Mahkemesi 18 Eylül 1990 ve Yargıtay 8 Aralık 1992 tarihli kararları ile pazar tanımı karara bağlamıştır. Buna göre; pazar, arz edilen mal ve hizmetlerin bunlara uygun talepler ile buluştuğu piyasalardır. İktisat biliminde anonima kazanmış bir tanım bağımsız yargı tarafından da kabul görmüştür. Ancak mesele çözülememiştir.

ATAD içtihatlarında hakim durumun tespiti bakımından pazar payları değişik kararlara sahne olmaktadır. United Brands k. Komisyon davasında (341) ATAD, hakim durumu için önemli bir pazar payına sahip olmanın yeterli olacağı görüşünü verirken; önemli bir pazar payının örneğin Michelin k. Komisyon davasında (342) % 57 ila % 65 arasındaki oranın; Akzo Chimie BV k. Komisyon davasında (343) ise % 50 oranının önemli pazar payı kabul edildiği, diğer bir anlatımla hakim durumu ifade ettiği görülmektedir.

Buna karşılık Yüce Divan, Metro k. Komisyon davasında (344) , sadece % 10 pazar payına sahip olan bir teşebbüsün hakim durumda olmasının mümkün olamayacağı kararını vermiştir. Yukarıda irdelenen pazar payı oranlarından anlaşılacağı üzere, pazar payları % 20 ila % 40 arasında bulunan teşebbüsler gri bir alanda konumlanmaktadır. Nitekim ATAD, yukarıda sözü edilen United Brands vakasında % 40 ila % 45 oranındaki pazar paylarının hakim durumda bulunmanın ispat edilebilmesi için yeterli olamayacağını ve diğer başka faktörlere de bakılması gerektiğine işaret etmiştir.

Böylelikle teşebbüslerin hakim konumlarının tespitinde pazar payı oranının yanı sıra ilgili teşebbüsün:

o dikey anlaşmalarının ve satış ağının mevcut durumu,
o ürünlerinin kalite durumu,
o rakiplerine karşı teknolojik ve finansal üstünlüğünün durumu,
o piyasada kendisine ait tanınmış markalarının durumu,
o piyasaya arz ettiği ürünlerin çeşitliliğinin durumu,
o potansiyel rakiplerin piyasada bulunmama durumu,
o fiyat belirlenmesinde etkinliğinin durumu;
o rakiplerinin hakim durumuna ilişkin öngörülerinin durumu,
o ve pazar doyumunun durumu," (345)

faktörlerine de bakılmaktadır.

4.1.2. İlgili ürün pazarının tespiti

Teşebbüslerin hakim durumlarının saptanmasında ilgili pazarın ne olduğu önemli bir konudur. İlgili pazar iki ana başlıkta incelenmektedir: İlgili ürün ve ilgili coğrafi pazar.

4.1.2.1. İlgili ürün

İlgili ürünün tanımlanmabilmesi için öncelikle ikame ürünlerin saptanması gerekmektedir. Piyasanın hangi ürün(leri) ve/veya hizmet(leri) kapsadığı belirgin ve olabildiğince daraltılmış ölçülerle belirlenmelidir. Diğer faktörler aynı kalmak koşuluyla ürün pazarı ne kadar kesin çizgilerle tanımlanırsa, hakim durumun varlığının tesbiti o kadar kolay olabilmektedir.

Hakim durumun kötüye kullanılması ile ilgili rekabet davalarında, davalı tarafın itirazları genelde ilgili piyasanın tanımı üzerine olmaktadır. Örneğin, United Brands k. Komisyon davasında davalı, ürün piyasasının olduğundan daha dar tanımlandığını belirtmiş, buna bağlı olarak da tespiti yapılan hakim durumun varlığına itiraz etmiştir.

İlgili ürün tanımlanırken, yukarıda da belirtildiği üzere, özellikle incelenen nokta ilgili ürünün ikame edilebilirliğidir. Ürünün ikame edilebilirliği ya da başka bir deyişle talep esnekliği, kendisine eş ya da benzer ürünlerle karşılaştırılması sayesinde belirlenmektedir. Bu noktada ürünün özellekleri, fiyatı ve kullanım sahası önem arz etmektedir. Nitekim, Michelin k. Komisyon davasında (346) tüketicinin kullandığı yeniden kaplanmış araba lastikleri ikame ürün olamayacağından ilgili piyasanın içinde yer almamıştır.

Sonuç olarak dar anlamda tanımlanan ürünlerin aynı piyasaya ait olduğunun ileri sürülebilmesi için bu ürünlerin, tüketici gözüyle, birbirini ikame edebilme derecesinin yüksek olması gerekmektedir.

Öte yandan esneklik yalnızca talep yönünden incelenmemelidir. Üreticiler, bazı sektörlerde, üretim yapılarında yapacakları küçük değişikliklerle üretmedikleri başka bir üreticinin ürününü ikame bir ürün olarak piyasaya arz edebilirler. Bu nedenle, üretim tekniği ve kullanılan girdiler açısından çok yakın olan ürünler yüksek arz esnekliğine sahiptir ve aynı pazar tanımı içerisinde yer alabilirler.

Konuyla ilgili iddiaların sunulduğu Tetra Pak (347) vakasında Komisyon, taze süt için kullanılan karton paketleme makinasının, UHT süt paketleme makinasından farklı olduğunu, üretici açısından bir esnekliğin olmadığını belirtmiştir.

Europemballage & Continantal Can k. Komisyon davasında (348) ise Yüce Divan, diğer ürünlerin ilgili ürün ile ikame edebilirliğinin kısıtlı olması nedeni ile ilgili pazarın saptanmasında ikame ürünleri göz önünde bulundurmamıştır. İlgili pazar içerisinde mütalaa edilebilmesi için ürünlerin gerçekten de birbirlerinin yerini tutmaları gerekmektedir. Yüce Divan, bu konuda oldukça hassas davranmakta ve ikame edebilirliğin çok yüksek seviyede olmasına dikkat etmektedir. Nitekim yukarıda anılan United Brands vakasında da ATAD, taze meyvelerin muz pazarında ikame ürün olmadığına, çünkü muzun, diğer taze meyvelerin aksine, dört mevsim pazarda bulunan bir ürün olduğuna karar vermiştir.

İlgili ürün saptanırken ikame ürünün belirlenmesi konusunda mamüllerin yüksek derecede ikame edebilirliğine dikkat edildiği görülmektedir. Ancak meseleye arz ve talep açısından da bakılmaktadır. Bu noktada ise talep açısından belirleyici faktör, ilgili ürünün fiyatı arttırıldığında tüketicinin diğer ürünlere yönelme durumunun hangi düzeyde olduğudur. Şayet böyle bir husus sözkonusu ise bu ürünler ilgili pazarda ikame ürün kabul edilmektedir.

Ayrıca arz açısından bakıldığında, varsayılsın ki, ikame ürün üretebilecek teşebbüsler bu tür bir üretim yapmıyorlar, ancak kısa bir süre içerisinde gerekli teknik düzenlemeleri yaparak piyasaya ikame ürün sürebilirler. İşte bu noktada böyle bir yatırımın süresi ve maliyeti önem kazanmaktadır. Nitekim yukarıda değinilen Tetra Pak I vakasında (349) Komisyon, UHT özellikli süt kartonlarının üretiminin diğer süt kartonu üreten teşebbüslerin pazarı ile ayrı pazarlar olduğuna karar vermiştir. Çünkü bu özellikteki karton süt paketlerinin üretilmesi için gerekli sermaye ve zaman önemli bir faktördür.

Hakim durum ve kötüye kullanılması bahsine konu Kurucu Antlaşma'nın 86. maddesinin ruhunda ilgili ürün pazarındaki hakim durumun hakim durumda bulunulmayan pazarlara da etkisinin olabileceği varsayımı saklıdır. Nitekim Tetra Pak II davasında (350) Yüce Divan, ilgili teşebbüsün belirli bir pazarda hakim durumda bulunduğunu ve diğer ürün pazarında ise pazarın iddialı bir üyesi konumuna sahip olduğuna işaret ederek; ilgili teşebbüsün hakim durumda olmadığı pazarda da 86. maddenin uygulanabilirliğine karar vermiştir. Böylelikle de ilgili ürün pazarına bağlantılı bir ürün pazarı meselesi gündeme gelmiştir.

Yüce Divan bu kararına ulaşırken, Tetra Pak'ın hakim durumda bulunduğu ilgili ürün pazarındaki müşterilerinin diğer hakim durumda bulunmadığı pazarda da müşterileri olduğunu, farklı rakiplerinin her iki pazarda da mevcut olduğunu ve hakim durumda bulunduğu pazarda elde ettiği ticari ve mali gücünü diğer pazarda kullanabileceğini göz önünde bulundurmuştur.

İlgili ürün pazarında tek bir teşebbüsün hakim konumda bulunmasının saptanması üzerine çeşitli ATAD ve Komisyon Kararları ile benzendirilmiş örnekler verildi. Oligopol düzenindeki piyasalarda bir teşebbüsün tek başına hakim konumda bulunması ise oldukça zor bir durumdur. Bu durumda pazar, eşit ve benzer ölçekteki teşebbüslerin varlığı ile oligopol özellik kazanmaktadır. Böylelikle de bu pazarda hakim durum tanımının belirlediği rakip teşebbüslerden bağımsız hareket edebilme imkanına sahip bir teşebbüs bulunamamaktadır. Sonuç olarak oligopol pazarlarda teşebbüsler, rakiplerinin davranış biçimlerine göre kendi politikalarını saptamaktalardır.

Yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü, Topluluk Rekabet Hukuku'nda oligopol niteliği taşıyan pazarlarda teşebbüslerin ortak hakim duruma girmeleri sözkonusu olabilmektedir. Ortak hakim durum meselesi ilk kez Komisyon'un Verres Plats Italiens Kararı'nda (351) ortaya çıkmıştır. Komisyon, yassı cam pazarına giriş olanaklarının gerek yatırım maliyetleri, gerek ise pazarın doygunluğu gözönüne alındığında mümkün olmadığı saptamasından hareket ederek; ortak pazar payları mamülüne göre % 90 ila % 95 oranına varan üç İtalyan firmasının müştereken hakim durumda olduklarına karar vermiştir. Konu Bidayet Mahkemesine intikal etmiş ve "bağımsız teşebbüslerin de ortak hakim durumda bulunabilecekleri" kararı hasıl olmuştur. (352)

Öte yandan ATAD, Amelo k. Ysselmijn (353) ve Bodson k. Pompes Funèbres (354) vakalarında ortak hakim durumun varlığını onaylayan kararlar almıştır. Amelo vakası; ilgili idari birimin (Amelo Bucağı) elektrik ithal etmesine mahalli elektrik dağıtım şebekeleri ile münhasır satın alma anlaşmasının olması nedeninden ötürü, dağıtım şirketleri tarafından yasak getirilmesine, Hollanda Mahkemeleri'nin nihai kararlarını almadan önce konuyu ATAD'a mesele-i müstehire olarak getirmeleri sonucu ortaya çıkmıştır. ATAD, öncelikle Hollanda makamlarının mahalli elektrik dağıtıcılarının ortak olarak hakim durumda bulunup bulunmadıklarının araştırmasını istemiştir. Böyle bir durumun varlığında ise ortak hakim durumun sözkonusu olduğunu bildirmiştir. Nitekim, mahali dağıtım şirketleri bir teşebbüs birliği üyesidir. Bu bünyede dağıtım işini ortak kurallar doğrultusunda yapmaktalardır.

New Page 2

1   2 3 4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
31 32 33 34 35 36 37 38 39 40
41 42 43 44 45 46 47      
ISBN 975-94390-0-X
Birinci Baskı
İstanbul/1998

ESC Yayınları