|
4.1.2.2. İlgili coğrafi pazar
Topluluk Rekabet Hukuku'nda ilgili coğrafi pazar, teşebbüslerin mal ve hizmetlerini arz ettikleri ve rekabet şartlarının makul bir ölçülerde benzer bulunduğu coğrafi sınırlar olarak tanımlanmaktadır. İlgili coğrafi pazarın ilgili ürün piyasasında faaliyet gösteren veya gelecekde faaliyet göstermesi mümkün olabilecek tüm teşebbüsleri kapsayacak şekilde düşünülmesi gerekmektedir. Örneğin; ürünlerin taşıma maliyeti, coğrafi özellikler, ulusal ya da kültürel sınırlar, ilgili piyasanın ekonomik ve sosyal yapısı gibi nedenlerle belirli bölgelerde satılıyor olabilir. O zaman hakim durum ancak bu özellikleri taşıyan coğrafi pazar içerisinde geçerli olacaktır. Bu durumda da ilgili coğrafi pazar analizinde, hakim konumda olup olmadığı araştırılan teşebbüsün faaliyette bulunduğu coğrafi alanda mevcut diğer teşebbüslerin yanısıra, bu pazarda faaliyeti bulunmayan ancak bir fiyat hareketi ertesinde bu coğrafi alana girebilecek başka teşebbüsler de kapsam konusudur.
Kurucu Antlaşma'nın 86. maddesi hakim durumun Ortak Pazar'da ya da önemli bir bölümünde bulunması hususuna işaret etmektedir. Böylelikle coğrafi pazar tüm Topluluk alanı olabildiği gibi bu alanın önemli bir bölümü de olabilmektedir. Böylelikle sözkonusu alanda tüm ekonomik aktörler için eşit şartlarda oluşması gereken rekabet koşullarının navlun giderleri, yürürlükteki mevzuatlar bakımından ilgili pazara girişteki yasal engeller, dağıtım şebekelerinin durumu vb. göstergeler coğrafi sınırın çizilmesi bakımından önem arz etmektedir.
Nitekim Suiker Unie vakasında Yüce Divan, "86. madde anlamında ilgili coğrafi pazarın Topluluğun önemli bir bölümüne tekabül edebilmesi için bu pazarın yapısının, üretim miktarlarının, tüketim kalıplarının, tüketici davranışlarının, alıcı ve satıcıların iktisadi imkanlarının göz önünde bulundurulması gerekir" (355) sonucuna varmıştır.
Bu saptamayı yapabilmek için Komisyon'un kullandığı yöntem belirli bir coğrafi alanda ilgili ürün piyasasına girişte talep ve arz bakımından engellerin mevcut olup olmadığını incelemektir. İlgili coğrafi alanın sınırı bu engellerin ortayı çıktığı alanın sınırıyla belirlenmektedir.
"Komisyon'un coğrafi pazar tanımlanmasında talep boyutunu ilk olarak tarafların ve rakiplerinin piyasa paylarının dağılımı gibi genel göstergeler incelenmektedir. Bununla birlikte milli veya Topluluk düzeyinde fiyatlandırma ve fiyat farklılıklarına ilişkin bir inceleme de yürütülmektedir. Böylelikle, fiyatların ve piyasa paylarının oluşmasını etkileyen tüm unsurların araştırılması gerekmektedir. Bu ön incelemenin sonucunda oluşturulan coğrafi pazar tanımı, talep özelliklerinin (milli ve bölgesel tercihlerin önemi, tüketicilerin mevcut satınalma özellikleri, ürün farklılığı, markalar, vb.) incelenmesi ile daha derin bir araştırmaya girilmektedir. Örneğin; tüketicilerin satınalma alışkanlıklarının coğrafi olarak incelenmesi sonucunda tüketici ihtiyaçlarını karşılamak için girdilerini yerleşik oldukları ülkeden tedarik etme yerine ithalata yönelmiş olmalarının saptanması halinde, ilgili coğrafi piyasanın milli sınırlar ile çakışmadığı ve bundan daha geniş olduğu kararına varılabilmektedir. Benzer şekilde özellikle ticari marka yoluyla ürün farklılaştırmasına gidilmesi de coğrafi pazarın tanımı açısından dikkate alınan bir göstergedir.". (356)
Sonuç olarak teşebbüslerin, farklı bölgelerdeki tüketiciler için alternatif bir arz kaynağı oluşturup oluşturmadığı belirlenmektedir. Böylelikle, tüketicilerin kısa vadede ve ek maliyete maruz kalmadan siparişlerini başka alanlarda bulunan teşebbüslere yönlendirme olanaklarına bakılmaktadır. Bu da ilgili coğrafi pazarın saptanmasında önemli bir unsuru oluşturmaktadır.
İlgili coğrafi pazarın tespitinde mesele talep yönünden değerlendirildiği gibi arz yönünden de değerlendirilmektedir. Buradaki ana amaç; teşebbüslerin pazara giriş olanakları değerlendirilirken, her hangi bir engel ile karşılaşmaları durumunun açıklığa kavuşturulmasıdır.
Bu incelemede ilgili coğrafi pazarda ürün arzında bulunabilmek için sözkonusu alanda mukim olma hususiyeti, dağıtım kanallarına erişim durumu, dağıtım kanalı kurmanın maliyet unsurları, üretim ve ticareti engelleyen kota ve gümrük vergileri, kamu alımları, teknik mevzuat engelleri, tekeller, teşebbüs kurma aşamasındaki idari izinler için istenilen şartlar gibi unsurlar dikkate alınmaktadır. Kısacası Komisyon, ilgili coğrafi alanda faaliyet gösteren teşebbüslerin diğer coğrafyalarda bulunan teşebbüslerin rekabet baskısından korunmasına sebebiyet veren engelleri araştırmaktadır.
Yukarıda irdelenen hususlardan anlaşılacağı üzere, bir teşebbüsün hakim durumda bulunduğunun tespiti çalışmasında ilgili teşebbüsün öncelikle pazar payına bakılmaktadır. Ancak bu noktada pazar payının saptanabilmesi için pazarın tanımlanması gerekmektedir. Pazarın tanımlanması ise hakim konumu araştırılan teşebbüsün o pazarda ürettiği ilgili ürün ve bu ürünün coğrafi pazarının saptanmasına bağlı kalmaktadır. Ayrıca ilgili ürün pazarının coğrafi sınırları çizilirken pazara giriş olanakları ve kısıtlayıcı engeller sözkonusu coğrafyanın tanımlanmasında belirleyici etken konumundadır.
4.2. Hakim durumun kötüye kullanılması
Topluluk Rekabet Hukuku'nda hakim durumun yasaklanmadığı fakat bu konumun teşebbüsler tarafından kötüye kullanılmasının yasak olduğu belirtildi. Ancak, bir teşebbüsün etkin ve rakiplerini zorlayıcı biçimde rekabete girmesi ile konumunu kötüye kullandığının arasındaki farkın tespiti, üzerinde oldukça düşünülmesi ve araştırılması gereken bir meseledir. Bu bakımdan öncelikle kötüye kullanma kavramının incelenmesi ve ardından kötüye kullanma hallerinin irdelenmesi gerekmektedir.
4.2.1. Kötüye kullanma kavramı
Teşebbüslerin hakim durumunu kötüye kullanılması meselesinde, kötüye kullanma kavramına ilk açıklamaya Komisyon'un 1 Aralık 1965 tarihinde yayımladığı bir Memorandum'da rastlanmaktadır: "hakim durumdaki bir teşebbüsün, piyasada imkanları ile elde ettiği getirileri, etkin rekabetin olduğu bir piyasada elde edememesi durumu, hakim konumun kötüye kullanılması anlamını taşımaktadır. Ayrıca kötüye kullanma hali, Kurucu Antlaşma'nın hedefleri bakımından hukuka aykırı bir davranış biçimidir. Bu hukuka aykırı davranış biçimi mevcut rakiplere ya da piyasalara girmesi olası rakiplere karşı olduğu gibi kullanıcı ya da tedarikçilere karşı da olabilmektedir. Ancak hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin genel bir tanım mevcut değildir. İşte bu bakımdan her vaka özgün şartlarına göre incelenmeye muhtaçtır". (357)
Hakim durumun kötüye kullanılmasına ilişkin tanıma yönelik olarak, Yüce Divan'ın ilk Kararı ise Hoffmann-La Roche k. Komisyon davasında hasıl olmuştur. ATAD, "hakim durumda bulunan bir teşebbüsün pazarın yapısını etkileyecek nitelikteki davranışları sonucu rekabetin kısıtlanması ya da engellenmesi neticesinde olağan rekabet koşulları altında mal ve hizmet üreten diğer teşebbüslerin bu hukuka aykırı davranışlar sonucu piyasalarda faaliyetlerinin zorlaştırılması ya da engellenmesi ve gelecekte etkin rekabetin ortadan kalkması ihtimali, hakim durumun kötüye kullanılması halini belirtir". (358)
Yüce Divan'ın bu yorumu iki sonucu da beraberinde getirmektedir: Kötüye kullanma halinin doğrudan tüketiciler üzerinde etkisi ve etkin rekabet koşullarının bozulması.
Tüketicilerin bu davranışlardan zarar görmesi alım ya da satım fiyatının tespiti veya kötü niyetli fiyat uygulamaları veya ayırımcı muameleleri sonucu ortaya çıkarken; etkin rekabet koşullarının bozulması ise arz boykotu veya yıkıcı fiyat uygulamaları veya rakiplerin piyasaya girmesinin engellenmesi veya onların pazarın dışına itilmesi şeklinde kendini göstermektedir.
Yukarıda anlatılan hallerin ortaya çıkabilmesi için öncelikle ilgili teşebbüsün belirli bir coğrafi pazarda ekonomik bir güce sahip olması ve bu gücü sayesinde sözkonusu eylemleri gerçekleştirmesi tartışılamayacak olgular arasındadır. Ancak unutulmaması gereken diğer bir husus da Akzo vakasında (359) ortaya çıktığı gibi belirli bir piyasada elde eldilmiş hakim durumun diğer bir piyasada kötüye kullanma haline taşınabilme ihtimalinin varlığıdır. Nitekim bu durum için verilebilecek en mükemmel örnek Komisyon'un Lea-Sabena Kararı'dır (360) . Komisyon bu Karar'ında, Sabena'nın pazarda hakim durumda bulunan bilgi işlemsel rezervasyon sistemi olan Saphir'i bir başka teşebbüse diğer tip rezervasyonları yapabilmesi için açmadığından ötürü, hakim konumda bulunduğu bir pazarda elde ettiği gücü diğer bir komşu pazarı bozmak yönünde kullandığı sonucuna varmıştır.
Ayrıca British Sugar PCL Komisyon Kararı (361) da benzer bir vakadır. İngiltere'de British Sugar, şeker üretiminde hakim konumda bulunan bir teşebbüstür ve toz şeker pazarının % 58'ini elinde bulundurmaktadır. Napier Brown ise bu toptan satılan mamülü 1 kg'lık paketler haline getirerek perakende satmak üzere girişimde bulunduğu sırada British Sugar tarafından pazar dışına itilmiştir. Komisyon, bu davranışı toptan şeker pazarında elde edilen hakim durumun parekende pazarında kötüye kullanıldığı sonucuna varmıştır.
Son olarak da diğer pazarları bozmakla ilgili bir ATAD içtihadına yer vermek gerekirse, Commercial Solvents k. Komisyon davası (362) çarpıcı bir örneği oluşturmaktadır. Commercial Solvents Corp. (CSC) çeşitli ilaçların üretiminde gerekli ethanbutol yapımında kullanılan bazı hammaddeleri üretmektedir. CSC Istituto adlı bir İtalyan firmasının da % 51 hissesine sahiptir.
Istituto hammaddeleri CSC'den alıp Zoja adlı ilaç üreticisine satmaktadır. Istituto, Zoja'yı almaya çalışmış ama görüşmeler sonuçsuz kalmıştır. Bunun üzerine Istituto, Zoja'ya satış fiyatını artırmış, Zoja da kendine başka bir tedarikçi bulmuştur. Ancak kısa süre sonra CSC, Zoja'ya satış yapan firmalara hammadde satışını durduracağını açıklamış, ve bu alternatif tedarikçi de faaliyetini durdurmak zorunda kalmıştır. Ardından, CSC artık piyasaya hammadde satmayacağını, kendisinin ilaç üretimine başlayacağını ilan etmiştir. Zoja kendisinden mal istediğinde de satmayı reddetmiştir.
CSC, ilaç hammaddesi olan ethambutol piyasasında hakim durumdadır. ATAD Kararı'nda, hakim durumdaki herhangi bir hammadde üreticisinin son ürünü de üretmeye başlaması halinde, halihazırdaki diğer üreticilere hammadde tedariğini red etmesinin, son ürün piyasasındaki rekabeti olumsuz etkilediği için hakim durumunu kötüye kullanılması olarak değerlendirildiğini belirtmiştir. |