|
4.2.2. Kötüye kullanma halleri
Teşebbüslerin hakim durumlarını kötüye kullanmalarına ilişkin çeşitli haller bulunmaktadır. Aslında yasaklanan bu haller Kurucu Antlaşma'nın 86. maddesinde vazedilmiştir. Bu halleri temel ana başlıklarda irdelemek mümkündür. Bunlar: Fiyat baskısı ya da diğer zorlayıcı uygulamalar, tüketici aleyhine uygulamalar, ayırımcı uygulamalar, zorlayıcı ilave şart uygulamalarıdır.
4.2.2.1. Fiyat baskısı ya da diğer zorlayıcı uygulamalar
Kurucu Antlaşma'nın 86 (a) maddesi hakim durumdaki teşebbüslerin diğer teşebbüslere doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak alış veya satış fiyatlarının ya da adil olmayan öteki uzlaşma koşullarının zorla kabul ettirmelerini yasaklamaktadır.
Nitekim hakim durumun kötüye kullanılması ile ilgili eylemlerin en çok görüldüğü alanlardan biri fiyatlandırmaya ilişkin uygulamalarıdır. Bunlara;
o Aşırı fiyat uygulamaları,
o Coğrafi piyasalara göre fiyat ayırımcılığı,
o Müşterilere belli bir takım indirimler teklif edilmesi,
o Yıkıcı fiyat uygulamaları
örnek olarak gösterilebilir.
Aşırı fiyat uygulamasının hakim durumun kötüye kullanılması ile ilişkilendirilmesinde, Topluluk uygulamaları incelediğinde, kesin bir yargıya ulaşmanın oldukça zor olduğu görülmektedir.
Nitekim, United Brands k. Komisyon davasında (363) aşırı fiyat ve yüksek karlılığın adil fiyat uygulanmamasına tam bir delil teşkil edemeyeceği sonucuna varılmıştır. Burada adil fiyat üzerine bir tanım getirmek oldukça güçtür. Ancak "sunulan mal ya da hizmetin karşılığının mantık dahilinde bir değere dönüşmesi ve aşırı fiyat olarak algılanan miktar neticesinde taraflar arasında sözleşmesinin uygulanamaz hale gelmesi gibi ana unsurlara dikkat edilmektedir". (364) Her ne kadar ATAD, Komisyon'un görüşünü United Brands vakasında benimsemese de, bu Karar'ın temel nedeni Komisyon'un yeterli derecede araştırma yapmamasından kaynaklanmaktadır. Buna karşılık Komisyon'un GMC Kararı'nda aşırı fiyat, talep edilen miktar ile alıcının ödeme gücü arasında doğru bir orantının bulunması ilkesine bağlanmıştır. Zaten Yüce Divan da United Brands Kararı'nda (365) aşırı fiyat uygulaması ile hakim durumun kötüye kullanılması halinin, sunulan mal ya da hizmetin mantık dahilinde bir fiyatlandırmanın dışına çıkılması durumunda hasıl olduğuna işaret etmektedir.
Öte yandan bir fiyatın gerçekten mantık dahilinde olması fikrinin anlaşılması açısından Komisyon'un GEMA (366) ve ATAD'ın Sirena (367) ve Deutsche Grammophon Kararları'nın (368) incelenmesinde fayda vardır. Yüce Divan, sözkonusu iki kararında da aşırı fiyat uygulaması üzerine objektif kriterlerin bulunamaması durumunda da eldeki verilerin hakim durumun kötüye kullanıldığına ilişkin gösterge olduğuna işaret etmektedir. ATAD, bu yaklaşımını Ahmed Saeed Flugreisen Kararı'nda (369) da sürdürmüştür. Hakim konumdaki bir hava taşımacılığı teşebbüsünün aşırı fiyat uygulaması neticesinde diğer teşebbüslerin de onu takip etmelerini hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirmiştir.
İşte bu nedenlerden ötürü bilinmelidir ki; aşırı fiyat uygulaması, rekabeti bozucu başka eylemlerin bir sonucu olarak da oluşmaktadır. Bu nedenle hakim durumdaki teşebbüsün, aşırı fiyat uygularken rekabeti bozucu başka eylemlerinin tesbiti mümkündür. Nitekim Yüce Divan, yukarıda anılan United Brands k. Komisyon davasında eşit şartlardaki alıcılara ayrımcı fiyat uygulaması kapsamında, 86. maddenin United Brands tarafından ihlal edildiğini tesbit etmiştir. United Brands bölgesel açıdan ayrımcı fiyat uygulamalarında bulunarak Topluluk pazarını birkaç alt pazara böldüğü iddiasıyla dava konusu olmuştur. Diğer bir anlatım ile, United Brands coğrafi piyasalara göre fiyat ayrımcılığı uygulamasında bulunmuştur.
Bir diğer ayrımcı fiyat uygulaması da fiyatlardan yapılan indirimler ve iadelerle ilgilidir. Bunlar; sadakat primi, hedef primi, üst dilim primi gibi primler ya da indirimler olup ayrımcı fiyat uygulamaları içerisinde yer alırlar.
Sadakat primi ile ilgili Topluluk uygulamalarından örnek olarak Suiker Unie k. Komisyon davasında (370) , Alman şeker üreticileri grubu, üyesi olan müşterilerine 100 kg başına 0.3 DM prim ihdas etmiş ve hakim durumunu kötüye kullanmıştır. Sadakat primi uygulaması ile Suiker Unie, üyesi olan ve olmayan, aynı zamanda eşit miktarda alım yapan müşterileri arasında eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayrımcılık yapmıştır. Aynı zamanda bu uygulama ile Suiker Unie hakimiyetinin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlarından yararlanarak piyasasındaki rekabet koşullarını bozmuş, yani rakibi olan üretici firmalar üzerinde bu indirimler yoluyla rekabeti sınırlayıcı eylemlerde bulunmuştur.
Bir diğer uygulama da hedef primi ya da indirimi uygulamasıdır. Bu uygulamadan belli bir satış hedefini tutturan yeniden satıcılara üreticilerin sağladıkları prim veya indirimleri anlaşılmaktadır.
Michelin k. Komisyon davasında (371) Michelin firması yıllık satış kotalarını tutturan ya da kotalarını aşan yeniden dağıtıcılarına % 0.2 ile % 0.4 oranları arasında indirim uygulamıştır. Hedef primi uygulamasının sadakat primi uygulamasından farkı, hedef indiriminde satın alımların tümünün ya da büyük bir kısmının belli bir üreticiden alınmasıdır. Yani Michelin firmasının yeniden dağıtıcıları alımlarının tümünü ya da büyük bir kısmını bu firmadan yapmak durumundaydılar. Diğer yandan hedef priminin miktarsal indirimden farkı ise yeniden dağıtıcıların alım miktarlarının tedarikçi tarafından belirlenmesidir. Miktarsal indirim ise tamamiyle satın alıcının talepleri doğrultusunda oluşmaktadır.
Yukarıda anılan Michelin k. Komisyon davasında, ATAD hedef primi uygulamasının hakim durumun kötüye kullanılmasına yönelik bir eylem olduğu kararına varmıştır. Yüce Divan, hedef alımın alıcı tarafından belirlenmemesinin alıcıyı baskı altında tuttuğunu ve hedef indirimlerin alıcıların kar marjı üzerinde bütün bir yıl gözönünde bulundurulduğunda olumsuz etkilerinin olabileceği sonucuna varmıştır.
Bazı durumlarda ise alıcılar ihtiyaç duydukları ürün miktarının büyük bir kısmını (örneğin % 75-80) ana tedarikçiden karşılarlarken, geriye kalan kısmını bu ana tedarikçinin rakibi firmalardan karşılarlar. Böyle durumlarda hakim durumdaki ana tedarikçi müşterisinin rakip üreticiden yapacağı geri kalan % 20-25'lik kısım için özel bir indirim uygulayarak bu satışı kendi gerçekleştirmek isteyebilmektedir. Üst dilim primi ya da üst dilim indirimi olarak adlandırılan bu tür indirim ya da primler hakim durumdaki teşebbüsler tarafından genelde gizli olarak uygulanmakta ve hakim durumun kötüye kullanılması sonucunda rakip üreticilerin ticari faaliyetlerini zorlaştırıcı etkiler doğurmaktadır.
Bir diğer uygulama da yıkıcı fiyat politikası ile hakim durumun kötüye kullanılmasıdır. Bu uygulamada hakim durumdaki teşebbüs yeterli finansal kaynağı olmayan rakiplerini pazar dışına itmek için uzun dönem maliyetin altında fiyattan satış yapmakta ve bu yolla rakiplerinin pazar paylarını düşürmektedir.
Yıkıcı fiyat uygulamasına Napier Brown/British Sugar Komisyon Kararı (372) mükemmel bir örnek teşkil etmektedir. British Sugar'ın maliyetinin altında satışlar yaparak rakibini piyasa dışına itmeye çalışmıştır. Ayrıca Akzo vakasında da Yüce Divan, yıkıcı fiyat uygulamasına bir tanım getirmiştir: "Hakim durumda bulunan bir teşebbüsün değişken maliyetlerinin ortalamasının altında sunduğu fiyatlar sonucu rakiplerini piyasa dışına itmesi ya da silmesi kötüye kullanma hali için yeterli bir nedendir. Hakim durumdaki teşebbüsün böyle bir uygulamaya girmesinin altında yatan neden, rakipleri piyasadan çekildikten sonra tekel konumuna girerek fiyatlarını yeniden yükseltmek amacını taşımasıdır. Yıkıcı fiyat uygulaması sırasında sabit maliyetlerinin ya da değişken maliyetlerinin altındaki satışlar her üretilen birim için bir kayıbı teşkil etmektedir. Ayrıca ortalama toplam maliyetlerin altındaki fiyatlar, değişken maliyetlerin ortalamasının üzerinde olsalar bile bu uygulama yıkıcı fiyat uygulaması kapsamında hakim durumun kötüye kullanılması anlamına gelmektedir" (373)
Yüce Divan'ın bu Kararı'ndan çıkan sonuca göre; hakim durumdaki bir teşebbüsün ürettiği bir çok ürünün ortama maliyetleri esas alınarak yaptığı satışlarda kar etmesine rağmen, bir tek ya da bir kaç üründe veya belli bir dönem maliyetlerin altında satış yapması hakim durumunu kötüye kullandığı anlamına gelmektedir.
Haksız fiyat uygulamaları dışında, bir teşebbüsün dolaylı veya dolaysız olarak hakim durumu nedeniyle haksız ticari fiillerde bulunması da Kurucu Antlaşma'nın 86. maddesi kapsamına girmektedir ve hakim durumun kötüye kullanımıyla ilgili fiiller arasında yer almaktadır.
Bu tür fiiller özellikle fikri ve sınai mülkiyet haklarının hakim durumdaki teşebbüs tarafından başka teşebbüslere kullandırılması aşamasında ortaya çıkmaktadır. (Hakim durumdaki teşebbüsler bu hakların kullanımıyla ilgili sözleşmelerde rekabet koşullarını bozucu maddelere yer verebilmektelerdir. Ayrıca lisans ve dağıtım anlaşmaları yoluyla da hakim durumdaki firma piyasadaki rekabet koşullarını bozucu uygulamalarda bulunabilmektedir).
Tetra Pak II davasında , (374) Tetra Pak ürün tedariğinde bulunduğu alıcılarıyla yapılan sözleşmelerde olası rekabet koşullarını bozucu şartlara yer vermiştir. Sözleşmelerde yer alan şartların Tetra Pak ürünlerinin satışı veya kiralanmasında olumsuz etkiye yolaçacak gelişmeleri engellemeyi amaçlamadığı görülmüştür. Örneğin; Tetra Pak ekipmanlarının kiralanmasında kira sözleşmelerinin süresi ile ilgili asgari bir sürenin gerekliliği hakim durumun kötüye kullanılması ile ilgili bir eylem olarak değerlendirilmiştir. Böylelikle hızlı teknolojik gelişmelerden kira süresi ile ilgili şarlar nedeniyle kullanıcı yararlanamamaktadır.
Ancak bir teşebbüsün hakim konumda bulunması ve bazı fikri mülkiyet haklarına sahip olması onun muhakkak bu durumunu kötüye kullandığı anlamına gelmemektedir. Nitekim Volvo k. Eric Veng vakasında (375) ATAD, endüstriel tasarım hakkı malikinin, bu hakkını üçüncü teşebbüslere lisans altında kullandırmamasını, hakim durumunun kötüye kullanılması anlamını taşımayacağına karar kılmıştır.
Öte yandan SACEM vakasında (376) , ATAD, sanatçıların fikri mülkiyet haklarının işletmeciliğini hak sahipleri adına düzenleyen teşebbüsün, sanatçılardan aldığı payın çok yüksek oranlara yükselmesi üzerine, hakim durumunu kötüye kullandığı sonucuna varmıştır. Yine SACEM ile ilgili diğer bir dava ise, Fransa'da diskotek sahiplerinin bu teşebbüsün çok yüksek miktarda fikri mülkiyet hakkı talep etmesi üzerine ortaya çıkmıştır. Komisyon, bu meselenin kendisine intikalinin 'de minimis' kuralı kapsamında olduğu, ancak sadece bir Üye Ülkeyi ilgilendirdiğini bildirmiş ve şikayeti red etmiştir. Mesele Bidayet Mahkemesine kadar götürülmüş, ve Yüce Mahkeme, Komisyon'un bu görüşünü teyid etmiştir. (377) |