ıBir bilgisayar donanım ve yazılımdan oluşur. Yazılım ise, geniş anlamda, bilgisayarın çalışması için ihtiyaç duyduğu komutları
ihtiva eder. Bununla paralele olarak, bilgisayar programları bu yazılımın unsurlarıdır. WIPO, yazılımı, “bilgi işlem
cihazının kullanımı için her tür çalışma direktifi”; bilgisayar programını ise, “makinenin okuyabileceği bir
taşıyıcıya yüklendikten sonra, bilgi işleme yeteneğine ehil böyle bir makinenin belirli işlev veya görevi yerine getirmesini ya da
belirli bir sonuca ulaşmasını sağlayabilen komutlar dizini” olarak tanımlamıştır. Bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi, her
ne kadar konumuz bilgisayar programları olsa da, aslen elektronik her cihaz programlamayla çalışır. Çünkü program bu tür cihazlara
yapması gerekeni tanımlayan bir emir niteliğindedir.
Yasamızdaki bilgisayar programlarına ilişkin düzenlemeler açısından mehaz düzenleme olarak kabul edilecek 1991 tarihli Bilgisayar
Programlarının Korunması Hakkında AB Konseyi Yönergesi’nde (directive), teknolojik gelişmeyi engelleyebileceği düşüncesiyle,
bilgisayar programı tanımlanmamıştır. Buna karşılık, FSEK madde 1B/ g’de yapılan tanım: “bir bilgisayar sisteminin
özel bir işlem veya görev yapmasını sağlayacak bir şekilde düzene konulmuş bilgisayar emir dizgisini ve bu emir dizgesinin oluşum
ve gelişimini sağlayacak hazırlık çalışmaları” şeklindedir.
Bilgisayar programları, hukuken korunmalarıyla ilgili olan, dört unsurdan oluşur. Bunlar; program akışı, algoritma, kaynak kod ve
amaç kod ve kullanıcı ara yüzeyleridir. İleride de değinileceği gibi, bu unsurlardan bir kısmı tamamen, bir kısmı kısmen
korunurken, bir kısım ise hiçbir şekilde fikri mülkiyet korumasından yararlanamaz.
Aslen bilgisayar programları nitelikleri itibariyle, telif, patent, rekabet ve hatta Ceza Hukuku kurlarıyla korunmaya
elverişlidirler. Ancak, Türkiye’nin de taraf olduğu EPC’ ye göre, sadece teknik işlevi bulunan bilgisayar
programlarına patent belgesi verilmektedir Bu raporda, bilgisayar programlarının fikri mülkiyet hukuku ile korunması üzerinde
durulacaktır.
Her ne kadar, bilgisayar programlarının patent ile korunması yönünde özellikle AB’de bir çaba varsa da, konuyla ilgili bu
güne kadar somut bir adım atılmamıştır. Bu nedenle, bilgisayar programları, Bern Anlaşması kapsamında telif hukuku ile
korunmaktadır. Bundan sonra, topluluktaki fikri mülkiyet korumasını yeknesaklaştırmayı amaçlayan AB Konseyi, Bilgisayar
Programları Yönergesi’ni kabul etmiştir. Her ne kadar AB üye ülkesi olmasa da, gümrük birliğine üye olan Türkiye, diğer pek
çok fikri ve sınai mülkiyet konusunda olduğu gibi, bu konuda da ilgili mevzuatı FSEK’ i, yaptığı değişikliklerle, yönergeye
uygun hale getirmiştir.
Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunu’nunda eser olmanın şartlarına bakıldğında yukarıda da değinildiği gibi, bilgisayar
programları, Kanun’umuzda eser olarak korunmuştur. Söz konusu kanunda, eser; sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve
edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri olarak tanımlanmıştır. Şu
halde, bir yaratının eser olabilmesi için hem sahibinin hususiyetini taşıması hem de Kanun’da sayılan eser guruplarından
birine girmesi ve ayrıca eser olabilmenin objektif şartı olarak, üçüncü kişilerce algılanabilir olması gereklidir.
Hususiyet, çoğu zaman orijinallik olarak ifade edilse de, bu algı Kanunu’nun aradığının bir parça ötesine geçmektedir. Aslen
ifade edilmeye çalışılan, söz konusu ürünün kopyalanmış olması ve yaratıcısından izler taşımasıdır. Özellikle, bilgisayar
programları için bu şart daha esnek olup, AB Bilgisayar Yönergesi’nde de değinildiği gibi, bunlarda üstün nitelik veya
estetik değer gibi başkaca kriterler aranmaz.
Bilindiği gibi FSEK’ de eser gurupları sınırlayıcı sayı ilkesine göre belirlenmiştir ve bu gruplardan birine girmeyen bir
fikri ürün, FSEK çerçevesinde korunmaz. Konuyla ilgili sayımın yapıldığı Kanunun 2. maddesinin ilk fıkrasının birinci bendinde
bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurmak şartıyla programların hazırlık aşamaları bir grup olarak
ifade edilmiştir. Burada değinilmesi gereken husus şudur ki, ilgili AB Yönergesi’nde, “herhangi bir aşamada program
olabilecek niteliğe sahip olması” ibaresi yer almaktayken, Kanunumuz bunu “bir sonraki aşamada” olarak almıştır.
Söz konusu farklılıkla ilgili olarak, kimi yazarlar Yönerge’nin esas alınması gerektiği yorumunu yapmışlardır.
Son olarak objektif şarta değinmek gerekirse; bir programın salt CD veya sabit diske kopyalanması aranmaz, pekala donanım içine
yerleştirilmiş olan programların da bu şartı (fixed in a tangible medium) ihtiva ettiği kabul edilir. Haftaya devam edeceğiz.